Bugün benim doğum günüm desem, hemen itiraz edenler çıkacak: “Sülo, daha 20 Ekim! Senin doğum günün 22 Ekim değil mi? İki gün var daha, neyin kutlaması bu?”
Haklısınız arkadaşlar, takvim hesabına göre iki gün erken. Ama gönül hesabında bazen iki gün değil, iki ömür bile erken sayılmaz!
Hem ne yalan söyleyeyim, 22 Ekim tarihini gördükçe insanın aklına ister istemez bazı sorular geliyor. Ulan Sülo, ne ara bu yaşlara geldin? Ne ara millet sana Sülo demekten vazgeçip dayı, amca demeye başladı?
Eskiden “Gençlik nereye gitti?” diye sorardım, şimdi “Dayı, nasılsın?” diyenlere dönüp bakıyorum. Acaba arkamda başka bir dayı mı var diye!
Ama alıştım artık. Hatta hoşuma da gidiyor. Demek ki insan yaş aldıkça bazı unvanlar kendiliğinden geliyor. Gençlik elden gidiyor ama dayılık makamı sağlam! Bir de amca diye hitap edenler var ki, insanın omuzlarına sanki belediye başkanlığı görevi yüklenmiş gibi oluyor.
Şaka bir yana, yaş almak başka, hatırlanmak başka…
İnsanın doğum gününde aranması, sorulması, bir mesajla hatırlanması güzel şey. Hele bu hatırlanma sevdiklerinden geliyorsa, kanından canından olanlardan geliyorsa, işte o zaman insanın yüreğine dokunuyor.
Çünkü insanın gerçek zenginliği cebindeki para değil, etrafındaki insanlardır. Hele bir de o insanlar ailen, evlatların ve can parçalarınsa, dünyanın bütün servetini bir kenara bırakırsın.
Gelelim bugüne…
Yarın, yani 21 Ekim’de, yeğenimle köye gidip ekin ekeceğiz. Malum, hayat devam ediyor. Tarlanın zamanı var, toprağın zamanı var. Bizim işimiz gücümüz bitmez. Bir yanda gazetecilik, bir yanda köylülük, bir yanda hayatın koşturmacası…
Benim doğum günü de araya sıkışmış bir iş gibi duruyor!
Oğlum, canım, can parem Cihan’ın annesi ve kardeşiyle birlikte yoğunluğumuzu düşünerek doğum günümü erkenden kutlamaya karar vermişler.
Ama gelin görün ki benim bundan zerre haberim yok!
Bir gün öncesinden eşime de bir güzel taktik vermişim:
“22’sinde ben köye gideceğim. Hadi bakalım, bu sene kutlamadan yırttınız!”
Bunu söylerken kendimce büyük bir zafer kazanmışım. Sanki doğum günü kutlamasından kaçmak için mahkemeden tahliye kararı almışım!
O da gülümseyerek, “Gelince kutlarız.” demiş.
Ben de içimden, “Tamamdır, bu iş bitti!” diye düşünmüşüm.
Meğer asıl plan benim arkamdan dönüyormuş. Sülo tarlaya kaçmanın hesabını yaparken evde kutlama operasyonu hazırlanıyormuş!
Bugün de bir ara seslendiler:
“Gel, kapıyı kaldıracağız!”
Benim kafa zaten yoğun, sinirler hazır kıta. Her zamanki hâlimle çıktım dışarı. Kapıyı kaldıracağız diye düşünüyorum. Ne bileyim arkadaş, kapı kaldırmakla başlayıp doğum günü operasyonuna dönüşeceğini!
Kapıdan çıkar çıkmaz ne göreyim?
Bir anda konfeti, meşaleler, havai fişekler…
Ben şok!
Bir an ne olduğunu anlamadım. Kapı mı kaldırıyoruz, mahalleyi mi ayağa kaldırıyoruz, yoksa Sülo’nun doğum gününe devlet töreni mi düzenleniyor, karar veremedim!
O an anladım ki insan bazen en güzel sürprizleri, en hazırlıksız yakalandığı anlarda yaşıyor.
Hele bir de Ceco’nun işin içinde olduğunu görünce şaşkınlığım ikiye katlandı.
Okuldan eve yorgun argın, tabiri caizse pert vaziyette gelen oğlum Ceco bile ayaklanmış, çarşıya gitmiş, hazırlık yapmış.
Normalde bakkala göndermeye kalksan bin dereden su getirecek çocuk, babasının doğum günü için seferber olmuş!
İşte orada insanın içi başka bir oluyor.
Demek ki konu babanın doğum günü olunca yorgunluk da bitiyor, bahaneler de ortadan kalkıyor. Ceco bile “Bu işte ben de varım!” demiş.
Anladım ki bu evde yalnızca benim yaşım ilerlemiyor; çocuklar da büyüyor, sevgileri de büyüyor, insanın yüreğindeki yerleri de her geçen gün daha da büyüyor.
Bugün bir kez daha anladım ki insanın en büyük mutluluğu, ailesinin yanında olmasıdır.
Aynı çatı altında, aynı sofrada, aynı sevinçte buluşabilmek…
Bazen bir kutu pasta, bazen bir avuç konfeti, bazen de hiç beklemediğin anda patlayan bir havai fişek, insana dünyanın en pahalı hediyesinden daha fazla mutluluk verebiliyor.
Çünkü o hediyenin içinde emek var, düşünce var, sevgi var.
“Acaba Sülo ne zaman gelecek, nasıl şaşıracak?” diye yapılan hazırlıklar var.
İnsanın kendi çocuklarının, ailesinin kendisi için uğraştığını görmesi kadar kıymetli ne olabilir?
Hayat dediğin zaten çok kısa. Bugün varız, yarın ne olacağımız belli değil. Kırgınlıklar, kızgınlıklar, geçim derdi, iş telaşı derken bazen sevdiklerimize sevgimizi göstermeyi erteliyoruz.
Oysa insanın aklında kalan şey, kaç yaşına bastığı değil; kiminle güldüğü, kimin elini tuttuğu, kimin yanında kendini değerli hissettiğidir.
Bugün benim için yaşımı değil, sevgiyi kutladılar.
İyi ki de kutladılar.
Hani bir söz vardır ya, “Sen yaparsan millet de sana yapar.”
Ben de hayatım boyunca insanlarla aramdaki bağa, dostluğa, samimiyete önem verdim. Bazen yanlış anlaşıldık, bazen kızdık, bazen kırıldık. Ama hayatın sonunda insanın elinde kalan yine sevdikleri oluyor.
Bugün bana yaşattıkları bu mutluluk, benim için sadece bir doğum günü sürprizi değil.
Bu, aile olmanın ne demek olduğunu bir kez daha hatırlatan güzel bir ders.
Bana bu mutluluğu yaşatan, hazırlık yapan, emeği geçen, sevincime ortak olan herkese yürekten teşekkür ediyorum.
Başta canım oğlum Cihan'a, Ceco'ma, annelerine ve bu güzel sürprizde emeği olan bütün canlarıma…
İyi ki varsınız!
Sizleri seviyorum.
Hem de öyle laf olsun diye değil, yüreğimin en derininden seviyorum.
İyi ki benim ailemsiniz, iyi ki aynı sofranın, aynı sevginin, aynı hayatın insanlarıyız.
Şimdi önümüzde iki gün var. Takvim 22 Ekim'i gösterecek, yaşımıza bir yaş daha eklenecek.
Ama ben şimdiden kutlamamı yaptım. Hem de öyle sıradan bir kutlama değil; meşaleli, havai fişekli, konfeti yağmurlu!
Sülo bu sene doğum gününden kaçamadı. Köye kaçma planı da şimdilik tutmadı. Yarın yeğenimle yine toprağın yolunu tutacağız. Ekinimizi ekeceğiz, alın terimizi dökeceğiz. Çünkü hayat hem sevmek hem çalışmak hem de sahip olduklarımızın kıymetini bilmektir.
Bir tarafta toprak, bir tarafta kalem, bir tarafta aile…
Benim hayatımın özeti işte bu!
Ve son olarak…
İyi ki doğmuşum be!
Dayı diyenlere selam olsun, amca diyenlere de eyvallah! Yaş ilerliyor olabilir ama Sülo'nun içinde hâlâ aynı haylaz çocuk yaşıyor.
Yeter ki evlatlarımız yanımızda, sevdiklerimiz sağ olsun. Yeter ki evimizin kapısı sevgiye, gönlümüz dostluğa açık olsun.
Gerisi mi?
Gerisi teferruat!
Sizleri çok seviyorum canlarım. İyi ki varsınız, iyi ki benimlesiniz.
— Süleyman Yılmaz'ın kaleminden…
bayrakgazetesi.com.tr 'de ülke'ye dair önemli haberleri, Son dakika haberlerini ve ülke ile ilgili gelişmeleri, hava durumu ve namaz vakitlerini bulabilirsiniz.
#
#
#
#