• Dolar
    0.000
  • Euro
    0.000
  • Ç.Altın
    0.000
  • Altın
    0.000

°

Köşe Yazarı

SÜLEYMAN YILMAZ

  •  03 Haziran 2026
  •  Siyasetin Kaybettiği Dil, Toplumun Kaybettiği Huzur


    Bir zamanlar siyaset, fikirlerin yarıştığı, projelerin konuşulduğu, memleket meselelerine çözüm arandığı bir alan olarak görülürdü. İnsanlar farklı partilere gönül verse de aynı kahvede oturabilir, aynı sofrada ekmek paylaşabilir, birbirlerinin düğününe ve cenazesine gidebilirdi. Çünkü siyaset bir araçtı; amaç ise millete hizmet etmekti.

    Bugün ise ne yazık ki geldiğimiz noktada tablo oldukça farklı. Televizyon ekranlarını açıyoruz, hakaret görüyoruz. Sosyal medyaya bakıyoruz, küfür görüyoruz. Meydanlara çıkıyoruz, kutuplaşma görüyoruz. Siyasi rakipler artık fikirlerle değil, öfkeyle mücadele ediyor. Oysa toplumun önünde duran insanların kullandığı dil, milyonlarca insanı etkiliyor.

    Tepedekiler kavga ettikçe aşağıdakiler de kavga ediyor.

    Bir siyasetçi rakibini düşman gibi gösterdiğinde, onu destekleyen vatandaş da karşısındakine düşman gözüyle bakmaya başlıyor. Böylece aynı mahallede yaşayan insanlar bile birbirine selam vermekten çekinir hale geliyor. Kazanan kim oluyor? Hiç kimse.

    Bu ülkenin ihtiyacı olan şey daha fazla kavga değil, daha fazla sağduyudur.

    Siyasetçilerin önce kullandıkları dili düzeltmesi gerekiyor. Eleştiri yapılabilir, hatta yapılmalıdır. Ancak eleştiri ile hakaret arasındaki çizgi çok nettir. İnsanları kırarak, aşağılayarak, tehdit ederek, şantajla siyaset yapılmaz. Yapılıyorsa da bunun adı hizmet değil, güç mücadelesidir.

    Bir başka önemli mesele ise aday belirleme süreçleridir.

    Yıllardır vatandaşın en çok şikâyet ettiği konulardan biri budur. Birçok yerde halkın tanıdığı, sevdiği, güvendiği insanlar yerine; genel merkezlerde güçlü bağlantıları olanlar, maddi imkânları fazla olanlar ya da belirli çevrelerin desteğini alanlar ön plana çıkarılmaktadır. Sonuçta göreve gelen bazı isimler kendilerini halka değil, kendilerini o makama taşıyan güç odaklarına karşı sorumlu hissetmektedir.

    Oysa gerçek demokrasi, halkın sesinin duyulduğu yerde vardır.

    Halkın benimsediği insanlar göreve geldiğinde vatandaşla bağını koparamaz. Çünkü bilir ki o makamı ona veren genel merkezden önce millettir. Halkın duasını alan bir yönetici, halkın derdini de dinlemek zorundadır. Ama sırtını yalnızca genel merkeze dayayanlar çoğu zaman sokağın sesini duyamaz hale gelir.

    Yıllarını siyasetin içinde geçiren birçok insanın bugün siyasetten uzaklaşmasının nedeni de budur. Emek verenlerin unutulduğu, mücadele edenlerin görmezden gelindiği, vefanın yerini çıkar ilişkilerinin aldığı bir ortam insanları ister istemez hayal kırıklığına uğratıyor.

    Siyasetin Geldiği Nokta Beni Üzüyor

    Arap Osman Baran

    Yıllardır siyasetin içindeyim. Kimi zaman aktif görevlerde bulundum, kimi zaman da sadece memleketimin ve milletimin geleceği için fikirlerimi söyledim. Ancak bugün geldiğimiz noktaya baktığımda, açıkça söylemek gerekirse siyaset beni üzmeye, hatta soğutmaya başladı.

    Eskiden insanlar fikirleriyle yarışırdı. Şimdi ise hakaretlerle yarışıyor. Televizyonları açıyoruz, siyasetçiler birbirine bağırıyor. Sosyal medyaya bakıyoruz, küfür ve tehdit havada uçuşuyor. Vatandaş zaten geçim derdinde, bir de siyasetçilerin bitmeyen kavgalarını izlemek zorunda kalıyor.

    Benim anlayışıma göre siyaset; millete hizmet etme sanatıdır. İnsanları ayrıştırma, kutuplaştırma veya birbirine düşürme yeri değildir. Tepedeki insanlar kullandıkları dile dikkat etmek zorundadır. Çünkü onlar ne yaparsa, toplum da onu örnek alıyor. Siyasetçi saygılı olursa vatandaş da saygılı olur. Siyasetçi kavga ederse toplum da kavga eder.

    Bir başka konu da aday belirleme meselesidir.

    Yıllardır görüyoruz; bazı insanlar halk istediği için değil, genel merkezlerde güçlü bağlantıları olduğu için aday oluyor. Bazıları da maddi gücünü kullanarak ön plana çıkıyor. Sonra seçilen kişi halka değil, kendisini o makama getirenlere karşı sorumluluk hissediyor.

    Ben buna her zaman karşı oldum.

    Milletvekili adayını da, belediye başkan adayını da halk belirlemeli. Halkın sevdiği, güvendiği, selam verdiğinde karşılık aldığı insanlar göreve gelmeli. Çünkü halka rağmen siyaset olmaz. Halkı unutan siyasetçinin başarılı olması da mümkün değildir.

    Siyasette emek veren insanların unutulmasına da üzülüyorum. Bir davaya yıllarını veren insanlar bir kenara bırakılırken, seçim zamanı ortaya çıkanların ödüllendirildiğini görüyoruz. Bu durum birçok insanın siyasete olan inancını zedeliyor.

    Oysa siyaset vefa işidir.

    Vefa olmayan yerde sadakat olmaz. Sadakat olmayan yerde de birlik olmaz.

    Bugün hangi partiden olursak olalım, hangi görüşü savunursak savunalım, unutmamamız gereken bir gerçek var; hepimiz aynı ülkenin evlatlarıyız. Seçimler gelir geçer, makamlar değişir, koltuklar el değiştirir ama kırılan kalpler kolay kolay tamir olmaz.

    Bu yüzden herkese çağrım şudur:

    Kimi destekliyorsanız destekleyin ama birbirinizi kırmayın. Fikirlerinizi savunun ama insanları düşmanlaştırmayın. Siyaseti kin ve nefret üzerine değil, hizmet ve kardeşlik üzerine inşa edelim.

    Çünkü hayat çok kısa...

    Yukarıdakiler makam kavgası verirken aşağıdakilerin birbirini ezmesinin kimseye faydası yok.

    Benim hayalim; insanların birbirine saygı duyduğu, siyasetçilerin halkın sesini dinlediği, hizmetin kavganın önüne geçtiği bir Türkiye'dir.

    İşte o zaman siyaset yeniden milletin umudu olur.

    Yazar Yorumları

    Yorum Yaz

    91005

    Hakkımızda

    bayrakgazetesi.com.tr 'de ülke'ye dair önemli haberleri, Son dakika haberlerini ve ülke ile ilgili gelişmeleri, hava durumu ve namaz vakitlerini bulabilirsiniz.

    Uygulamamız

    Üyeliklerimiz

    İha üyesidir

    İletişim

    #

    #

    #

    #