• Dolar
    0.000
  • Euro
    0.000
  • Ç.Altın
    0.000
  • Altın
    0.000

°

Köşe Yazarı

SÜLEYMAN YILMAZ

  •  07 Ağustos 2026
  •  HASAT İYİ ÇIKMADI, ONA MI YANALIM?


    Kota yoktu ona mı yanalım, kamyoncu yoktu ona mı? Yükleyici ayrı dert, masraf ayrı dert… Bu sene çiftçinin beli gerçekten büküldü!

    Bir çiftçi için yılın en güzel zamanı hasat zamanıdır.

    Aylarca tarlaya bakarsınız.

    Tohum toprağa düşerken umut edersiniz.

    Gübre atarken hesabınızı yaparsınız.

    Mazot alırken borçlanırsınız.

    Yağmuru beklersiniz.

    Güneşi beklersiniz.

    Sabahın erken saatinde tarlaya gider, akşam karanlığında dönersiniz.

    Sonra hasat zamanı gelir…

    İnsan bütün yorgunluğunun karşılığını alacağını düşünür.

    Ama bu yıl birçok çiftçinin karşısına öyle bir tablo çıktı ki, insan ister istemez soruyor:

    Hasat iyi çıkmadı, ona mı yanalım?

    Kota yoktu, ona mı yanalım?

    Kamyoncu yoktu, ona mı yanalım?

    Yükleyici ayrı bir dertti…

    Mazot ayrı dert, gübre ayrı dert, işçilik ayrı dert…

    Peki biz neye sevineceğiz?

    Çiftçi bu yıl tarlasından ürün kaldırdı ama gönül rahatlığıyla “çok şükür” diyemedi.

    Çünkü mesele sadece tarladan ürün almak değil.

    O ürünü satabilmek de mesele.

    Ürünü satarken zarar etmemek de mesele.

    Tarladan çıkan malın depoya, tüccara, fabrikaya, Toprak Mahsulleri Ofisine veya pazara ulaşması da mesele.

    İşte asıl sıkıntı burada başlıyor.

    TARLA VAR, ÜRÜN VAR AMA HESAP TUTMUYOR

    Çiftçinin hesabı basittir.

    Bir dönüm tarlaya ne kadar masraf ettim?

    Tohum ne kadar?

    Gübre ne kadar?

    Mazot ne kadar?

    İlaç ne kadar?

    Tarla sürümü, ekimi, biçimi ne kadar?

    Nakliye ne kadar?

    İşçilik ne kadar?

    Bütün bunları toplarsınız.

    Sonra elde ettiğiniz ürünü satarsınız.

    Eğer satıştan elinize geçen para yaptığınız masrafı karşılamıyorsa, bunun adına kazanç denmez.

    Bunun adına emeğin karşılığını alamamak denir.

    Bu yıl birçok çiftçinin yaşadığı tam olarak budur.

    Çiftçi tarlaya girdiğinde yalnızca toprağı sürmedi.

    Borç sürdü.

    Risk sürdü.

    Umut sürdü.

    Ve şimdi önüne gelen hesapta ne yazıyor?

    Gelir bir tarafta, gider diğer tarafta…

    Aradaki makas ise her geçen gün açılıyor.

    “HASAT İYİ DEĞİL” DEMEK KOLAY

    Elbette tarımda her yıl aynı verim olmaz.

    Yağmur yağmaz, verim düşer.

    Fazla yağmur yağar, ürün zarar görür.

    Hastalık çıkar.

    Kuraklık olur.

    Dolu vurur.

    Rüzgâr zarar verir.

    Bunların hepsi çiftçinin kaderinin bir parçasıdır.

    Çiftçi zaten bunları biliyor.

    Ama çiftçinin bugün itiraz ettiği şey sadece verimin düşük olması değil.

    Asıl mesele, düşük verimin üzerine bir de satış ve lojistik sıkıntılarının binmesi.

    Ürün az.

    Maliyet yüksek.

    Nakliye pahalı.

    Kamyon bulmak zor.

    Yükleyici bulmak ayrı mesele.

    Kota meselesi ayrı mesele.

    Tüccarın fiyatı ayrı mesele.

    Çiftçi bütün bunların arasında sıkışıp kalıyor.

    Sonra da dönüp kendisine soruyor:

    “Ben bu ürünü neden yetiştirdim?”

    Bu soru, aslında çok ağır bir sorudur.

    Çünkü çiftçi üretmekten vazgeçerse yalnızca çiftçi kaybetmez.

    Şehir kaybeder.

    Ülke kaybeder.

    Tüketici kaybeder.

    Gıda güvenliği kaybeder.

    KAMYONCU YOK, YÜKLEYİCİ YOK…

    Bir de işin görünmeyen tarafı var.

    Tarladan ürünü kaldırdınız.

    Peki şimdi ne olacak?

    Kamyon lazım.

    Kamyoncu lazım.

    Yükleyici lazım.

    İşçi lazım.

    Bunların her biri ayrı bir maliyet.

    Üstelik bazen paranız olsa bile hizmeti bulamıyorsunuz.

    Kamyoncu yok.

    Yükleyici yok.

    Bekliyorsunuz.

    Ürün tarlada bekliyor.

    Her geçen saat çiftçinin cebinden yeni bir para çıkıyor.

    Sonra kamyon geliyor.

    Nakliye parası…

    Yükleme parası…

    İşçilik parası…

    Ve çiftçinin kazancı daha ürün satılmadan erimeye başlıyor.

    Bu nasıl bir tarım ekonomisi?

    Çiftçi üretirken yalnız.

    Satarken yalnız.

    Fiyat belirlenirken yalnız.

    Masraf yükselirken yalnız.

    Ama sofraya ürün geldiğinde herkes çiftçiyi hatırlıyor.

    ÇİFTÇİ SADECE ÜRETİCİ DEĞİL, BU ÜLKENİN SİGORTASIDIR

    Bir ülkenin bağımsızlığından bahsediyorsak, bunun içerisinde tarım da vardır.

    Kendi yiyeceğini üretemeyen bir ülkenin geleceği başkasının elindedir.

    O nedenle çiftçiye yalnızca “üret” demek yetmez.

    Üret ama zarar etme.

    Üret ama emeğinin karşılığını al.

    Üret ama ürününü satabileceğin bir sistem olsun.

    Üret ama maliyetin altında ezilme.

    Çiftçi sadaka istemiyor.

    Çiftçi kimsenin eline bakmak istemiyor.

    Çiftçi emeğinin karşılığını istiyor.

    Tarlasına attığı tohumun, harcadığı mazotun, aldığı gübrenin, çektiği kredinin ve verdiği emeğin hesabını yapmak istiyor.

    Bunun neresi yanlış?

    “BU SENE YAKTI BİZİ DEVLET” DEMEK KOLAY MI?

    Bazen çiftçinin ağzından ağır sözler çıkabilir.

    “Bu sene yaktı bizi devlet.”

    Bu sözün arkasında öfke kadar çaresizlik de vardır.

    Çünkü çiftçi devletine düşman değildir.

    Tam tersine devletinin güçlü olmasını ister.

    Devletin yanında olmasını ister.

    Devletin kendisini görmesini ister.

    Çiftçi tarlasını bırakıp başka iş aramak istemiyor.

    Köyünü terk edip şehre göç etmek istemiyor.

    Çocuğunun “Ben çiftçi olmayacağım” demesini istemiyor.

    Ama çocuk bugün babasının hesabına baktığında ne görüyor?

    Borç…

    Masraf…

    Belirsizlik…

    Risk…

    Ve karşılığında yeterli kazanç olmayınca gençler neden toprağa dönsün?

    İşte asıl tehlike burada.

    TOPRAK BOŞ KALIRSA SOFRA DA BOŞ KALIR

    Bugün çiftçinin yaşadığı sıkıntıyı yalnızca çiftçinin problemi olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

    Çünkü çiftçi üretmezse market rafındaki fiyat artar.

    Ürün azalırsa fiyat yükselir.

    Maliyet yükselirse tüketiciye yansır.

    Çiftçi zarar ederse gelecek yıl daha az ekim yapılabilir.

    Daha az ekim demek daha az üretim demektir.

    Daha az üretim ise daha fazla dışa bağımlılık anlamına gelebilir.

    Yani bugün tarlada yaşanan problem, yarın sofraya gelir.

    Bugün çiftçinin cebinden çıkan para, yarın vatandaşın cebinden çıkar.

    Bu nedenle tarım meselesi yalnızca köylünün meselesi değildir.

    Bu mesele hepimizin meselesidir.

    ÇİFTÇİYİ SADECE HASAT ZAMANINDA HATIRLAMAYALIM

    Çiftçinin yanında olmak, hasat zamanı fotoğraf çektirmek değildir.

    Çiftçinin yanında olmak, ürün para etmiyorsa çözüm üretmektir.

    Nakliye sorununu çözmektir.

    Depolama imkânını artırmaktır.

    Kota ve alım planlamasını zamanında yapmaktır.

    Maliyetleri düşürecek politikalar geliştirmektir.

    Çiftçinin ürününü daha tarladayken değerinin altında satmak zorunda kalmasını önlemektir.

    Çünkü çiftçi bir yılını bir sezona yatırıyor.

    Bizim “bir ton buğday” diye baktığımız şeye çiftçi bazen bir yıllık emeğini, borcunu, alın terini ve ailesinin geleceğini koyuyor.

    ŞİMDİ SORMAK GEREKİYOR

    Hasat iyi çıkmadı, ona mı yanalım?

    Kota yoktu, ona mı yanalım?

    Kamyoncu yoktu, ona mı yanalım?

    Yükleyici ayrı bir dertti, ona mı yanalım?

    Mazot pahalıydı, ona mı yanalım?

    Gübre pahalıydı, ona mı yanalım?

    İlaç pahalıydı, ona mı yanalım?

    Ürün fiyatı beklentiyi karşılamadı, ona mı yanalım?

    Borçlar kapının önünde bekliyor, ona mı yanalım?

    Çiftçi artık neye yanacağını şaşırdı.

    Ama şunu çok iyi biliyor:

    Toprak küserse, bunun bedeli ağır olur.

    Çiftçi üretmekten vazgeçerse, bunun bedelini yalnızca çiftçi ödemez.

    Bu ülkenin tamamı öder.

    O yüzden bugün yapılması gereken, çiftçiyi suçlamak değil; çiftçinin sesini duymaktır.

    Çiftçiye “Neden üretmiyorsun?” diye sormadan önce,

    “Neden bu kadar zor şartlarda üretiyorsun?”

    diye sormak gerekir.

    Çünkü çiftçi hâlâ tarlasında.

    Hâlâ toprağa umut ekiyor.

    Hâlâ yağmura bakıyor.

    Hâlâ gelecek yıl için hesap yapıyor.

    Ama artık sabrı da, gücü de, cebindeki para da tükeniyor.

    Ve insanın içinden tek bir cümle geçiyor:

    Çiftçi bu ülkenin yükünü çekiyor da, çiftçinin yükünü kim çekecek?

    İşte asıl mesele budur.

    Hasat iyi çıkmadı, ona mı yanalım?

    Kota yoktu, ona mı yanalım?

    Kamyoncu yoktu, ona mı yanalım?

    Yükleyici ayrı dertti…

    Yoksa bütün bunların üzerine bir de çiftçinin umudunun kırılmasına mı yanalım?

    Bu yıl tarla yalnızca ürün vermedi.

    Çiftçiye büyük bir ders verdi: Üretmek yetmiyor; ürettiğinin karşılığını alabileceğin bir düzen de gerekiyor.

    Ve artık çiftçinin sesi daha fazla duyulmalı.

    Çünkü mesele sadece bir çiftçinin cebindeki para değil.

    Mesele toprağın geleceği, köyün geleceği ve soframızın geleceğidir.

     

    Yazar Yorumları

    Yorum Yaz

    76040

    Hakkımızda

    bayrakgazetesi.com.tr 'de ülke'ye dair önemli haberleri, Son dakika haberlerini ve ülke ile ilgili gelişmeleri, hava durumu ve namaz vakitlerini bulabilirsiniz.

    Uygulamamız

    Üyeliklerimiz

    İha üyesidir

    İletişim

    #

    #

    #

    #